Erişilebilirlik Modu Aktif
+90 533 593 12 07 info@evrekadanismanlik.com.tr
Bilişsel Gelişim ve Zihinsel Performans 21.08.2026 Serap Sabahoğlu

“İstese Yapar” mı? Bir Çocuğun Performansına Dair Verilen En Kolay Hüküm

Bir çocuk bazen yapabildiği hâlde neden her zaman aynı performansı gösteremez? “İstese yapar” hükmünün ardında dikkat, çalışma belleği, işlem hızı, kaygı ve görev yapısı gibi görünmeyen etkenler olabilir.

“İstese Yapar” mı? Bir Çocuğun Performansına Dair Verilen En Kolay Hüküm
“İstese Yapar” mı? Bir Çocuğun Performansına Dair Verilen En Kolay Hüküm Bir çocuğun kapasitesini zaman zaman gösterebilmesi, o kapasiteye her koşulda ulaşabildiği anlamına gelmez. Bazen sorun istememek değil; bildiğini doğru anda kullanamamaktır. Bir veli görüşmesinde masaya bazen bir karne, bazen bir test sonucu, bazen de yarım bırakılmış bir ödev konur. Fakat çoğu zaman bütün bunlardan önce tek bir cümle gelir: “Öğretmeni, aslında çok zeki olduğunu söylüyor. İstese yaparmış.” Bu cümle ilk duyulduğunda umut verici bile gelebilir. Demek ki çocukta kapasite var. Demek ki yapabilir. Fakat cümlenin devamında görünmeyen ağır bir hüküm vardır: “Yapmıyorsa yeterince istemiyordur.” İşte tam burada durmamız gerekir. Çünkü bir çocuğun yapabilecek kapasiteye sahip olmasıyla, o kapasiteyi her ortamda, her görevde ve her gün aynı biçimde kullanabilmesi aynı şey değildir. Bir çocuk konuyu biliyor olabilir ancak süre baskısı altında bildiğini gösteremeyebilir. Yönergeyi anlayabilir fakat birkaç adım sonra ne yapacağını unutabilir. Bir soruyu doğru çözüp hemen arkasından çok benzer bir soruda hata yapabilir. Evde anlatabildiği konuyu sınavda hatırlayamayabilir. Derse iyi başlayıp birkaç dakika sonra zihinsel olarak oradan uzaklaşabilir. Bütün bunları yalnızca “istememek” kelimesiyle açıklamak kolaydır. Ama doğru değildir. Bilmek, yapmak ve sürdürebilmek aynı şey değildir Bir çocuğun zihninde bilginin bulunması, o bilgiyi ihtiyaç duyduğu anda doğru biçimde kullanabileceği anlamına gelmez. Performans ortaya çıkarken yalnızca bilgiye ihtiyaç duyulmaz. Çocuğun dikkatini göreve yöneltmesi, dikkatini yeterince sürdürebilmesi, ilgisiz uyaranları baskılaması, yönergeyi zihninde tutması, gerekirse yöntem değiştirmesi ve verdiği cevabı kontrol etmesi gerekir. Bilimsel literatürde bu becerilerin önemli bir bölümü yürütücü işlevler başlığı altında ele alınır. Çalışma belleği, zihinsel esneklik ve özdenetim; çocuğun bildiğini düzenleyip davranışa dönüştürmesine yardım eder. Bu beceriler doğuştan tamamlanmış biçimde gelmez; gelişim, deneyim ve uygun destekle zaman içinde güçlenir. "Harvard Üniversitesi Çocuk Gelişimi Merkezi" (https://developingchild.harvard.edu/resource-guides/guide-executive-function/) Örneğin öğretmen şöyle bir yönerge verdiğinde: “Kitabınızın 24. sayfasını açın, metni okuyun, önemli gördüğünüz cümlelerin altını çizin ve son iki soruyu defterinize cevaplayın.” Çocuğun yalnızca öğretmeni duyması yetmez. Yönergenin parçalarını kısa süreli olarak zihninde tutması, sıralaması ve her adımı tamamladıkça bir sonrakine geçmesi gerekir. Çalışma belleği bu yükü taşımakta zorlandığında çocuk ilk adımı yapar, ikinci adımda durur ve etrafına bakmaya başlar. Dışarıdan görünen şudur: “Yine dinlemedi.” Çocuğun yaşadığı ise bambaşka olabilir: “Dinledim ama sonrasını unuttum.” Çalışma belleğinin yönergeleri takip etmedeki rolü araştırmalarla da gösterilmiştir. Özellikle uzun ve çok aşamalı yönergeler, bu alanda zorlanan çocuklar için beklenenden çok daha ağır bir zihinsel yük oluşturabilir. "Gathercole ve arkadaşlarının çalışma belleği araştırması" (https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC5085979/) “Ama sevdiği şeye saatlerce dikkat ediyor” Bu cümleyi de çok sık duyuyorum. “Dersin başında beş dakika duramıyor ama oyunun başında saatlerce oturuyor.” Bu gözlem önemlidir fakat tek başına çocuğun dikkatle ilgili bir güçlük yaşamadığını göstermez. Çünkü dijital oyunla ödev aynı bilişsel koşulları oluşturmaz. Oyunlar genellikle hızlı geri bildirim verir, sık değişen uyaranlar sunar, hedefi görünür kılar ve ödülü geciktirmez. Ödev ise çocuğun kendi kendine başlamasını, amacı zihninde tutmasını, dikkat dağıtıcıları bastırmasını, hatasını fark etmesini ve sonucu daha sonra alacağı bir görev için çaba göstermesini bekler. Biri dikkati dışarıdan sürekli çekerken diğeri çocuğun dikkatini içeriden yönetmesini ister. Dolayısıyla “Oyuna odaklanabiliyorsa derse de odaklanabilir” demek, birbirinden farklı iki görevi aynı kabul etmektir. Fakat burada başka bir hataya da düşmemeliyiz: Her isteksizliği nörolojik bir soruna bağlamak da doğru değildir. Bazen çocuk gerçekten bir görevden kaçınabilir. Düzenli çalışma alışkanlığı geliştirmemiş olabilir. Sınırları deniyor, yeterince çaba göstermiyor veya yaptığı çalışmanın anlamını göremiyor olabilir. Öğretim yöntemi ona uygun olmayabilir. Evdeki rutinler karışık olabilir. Motivasyon elbette performansın bir parçasıdır. Ancak motivasyon bir açıklama değil, araştırılması gereken etkenlerden yalnızca biridir. Daha baştan “İstemiyor” demek; dikkat, çalışma belleği, işlem hızı, okuma becerisi, kaygı, uyku, öğrenme güçlüğü ve görev yapısı gibi diğer olasılıkların kapısını kapatır. Bir gün yapıp ertesi gün neden yapamıyor? Yetişkinleri en çok şaşırtan durumlardan biri budur. “Dün yaptı. Bugün neden yapmıyor?” Çünkü performans sabit bir çizgi değildir. Zihinsel yorgunluk, uyku düzeni, kaygı, çevredeki uyaranlar, görevin uzunluğu, yönergenin biçimi ve çocuğun o gün taşıdığı duygusal yük performansı değiştirebilir. Özellikle dikkat düzenleme güçlüğü yaşayan bazı çocuklarda sorun hiçbir zaman dikkat edememek değil, performansı aynı düzeyde sürdürememektir. Araştırmalarda da bazı dikkat güçlüklerinde tepki sürelerinin ve performansın anlık olarak daha fazla değişkenlik gösterebildiği görülmektedir. Ancak bu değişkenlik tek başına herhangi bir tanı anlamına gelmez. "Tepki süresi değişkenliği araştırması" (https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC4766847/) Kaygı da benzer biçimde çalışabilir. Çocuk cevabı biliyor olsa bile “Ya yanlış yaparsam?” düşüncesi zihinsel kaynakların bir kısmını tüketebilir. Bu durumda bilgi kaybolmaz; fakat bilgiye ulaşmak ve onu verimli biçimde kullanmak zorlaşabilir. Kaygının dikkat kontrolü ve bilişsel verimlilik üzerindeki etkisi, dikkat kontrolü kuramında ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. "Kaygı ve dikkat kontrolü araştırması" (https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC2760607/) Bu nedenle bir çocuğun zaman zaman başarılı olması, zorlandığı diğer zamanların bilinçli bir tercih olduğunu kanıtlamaz. Bazen kapasite vardır ama kapasiteye ulaşan yol istikrarlı değildir. Bu cümleyi çocuk nasıl duyuyor? Yetişkin “İstese yapar” derken çoğu zaman çocuğun potansiyeline inandığını düşünür. Fakat bazı çocukların kulağında bu cümle şöyle duyulur: “Demek ki başarısız olmamın nedeni benim.” “Yeterince istemiyorum.” “Tembelim.” “Herkes yapabileceğimi söylüyor ama ben yine de yapamıyorum.” Çocuk ne kadar zorlandığını anlatamadığında, yaşadığı güçlük bir süre sonra karakter özelliği gibi görülmeye başlanabilir. Daha fazla uyarı, daha fazla kıyaslama ve daha fazla baskı gelir. Çocuk ise her yeni görevde yeniden başarısız olma ihtimalini düşünür. Ardından kaçınma başlar. Ödevi erteleme, konuyu değiştirme, sık sık su içmeye kalkma, çabuk sıkıldığını söyleme veya “Zaten yapamayacağım” diyerek görevi reddetme… Bu davranışların hiçbiri tek başına dikkat sorunu, öğrenme güçlüğü ya da kaygı kanıtı değildir. Fakat her biri, yargılamadan önce anlamaya çalışmamız gereken birer işarettir. Doğru soru ne olmalı? “Niçin istemiyor?” sorusundan önce şunları sormalıyız: - Hangi görevlerde daha fazla zorlanıyor? - Göreve başlamakta mı, sürdürmekte mi yoksa tamamlamakta mı güçlük çekiyor? - Kısa yönergeleri yapabildiği hâlde uzun yönergelerde mi kayboluyor? - Süre verildiğinde performansı nasıl değişiyor? - Hızlı davranıp dikkatsiz hatalar mı yapıyor, yoksa doğru cevaba ulaşması uzun mu sürüyor? - Sözlü anlatımda başarılıyken yazılı metinlerde mi zorlanıyor? - Güçlük yalnızca ders sırasında mı, günlük yaşamın başka alanlarında da görülüyor mu? - Uykusuzluk, kaygı, görme veya işitmeyle ilgili bir durum tabloyu etkiliyor olabilir mi? - Yardım verildiğinde performansı nasıl değişiyor? Bu sorular çocuğu etiketlemez. Tam tersine, davranışın arkasındaki örüntüyü görmemizi sağlar. Bir değerlendirmede yalnızca doğru sayısına bakmam Ben bir çocuğun performansını değerlendirirken yalnızca kaç soruyu doğru yaptığını görmek istemem. Göreve nasıl başladığına, yönerge uzadığında ne olduğuna, hız arttığında doğruluğun değişip değişmediğine, hangi hata türlerini tekrarladığına, performansının süreç boyunca ne kadar dalgalandığına ve geri bildirimden sonra yöntemini değiştirip değiştiremediğine de bakarım. Çünkü aynı yanlış cevap, iki çocukta tamamen farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Biri soruyu anlamamış olabilir. Biri yönergenin bir bölümünü unutmuş olabilir. Biri acele etmiş olabilir. Biri doğru cevabı bulmuş fakat işaretleme sırasında hata yapmış olabilir. Bir diğeri ise kaygı nedeniyle bildiğini gösterememiş olabilir. Sonuç aynı görünür: Yanlış cevap. Fakat ihtiyaç duyulan destek aynı değildir. İyi bir değerlendirme çocuğa “Sen busun” demez. “Şu anda burada zorlanıyorsun ve buradan ilerleyebiliriz” der. Bununla birlikte bilişsel performans değerlendirmesi ile klinik tanı aynı şey değildir. Tek bir dikkat testi veya tek bir gözlem DEHB tanısı koyamaz. Tanısal değerlendirme; belirtilerin süresini, gelişim düzeyini, birden fazla ortamda görülüp görülmediğini ve günlük işlevselliğe etkisini ele alan kapsamlı bir klinik süreçtir. Gerektiğinde görme, işitme, uyku, kaygı ve öğrenme güçlükleri gibi başka olasılıklar da değerlendirilmelidir. "CDC’nin güncel tanı rehberi" (https://www.cdc.gov/adhd/diagnosis/index.html) “İstese yapar” yerine ne söyleyebiliriz? Çocuğun potansiyeline inanmak ile yaşadığı güçlüğü küçümsemek aynı şey değildir. Şu cümleler çok daha adil ve yol göstericidir: “Bunu yapabildiğin anları gördüm. Yapamadığın anlarda neyin değiştiğini birlikte bulalım.” “Bu görevin hangi bölümünde zorlandın?” “Bilgiyi biliyor gibisin; onu kullanmanı zorlaştıran kısmı anlamaya çalışalım.” “Yönergeyi daha küçük adımlara böldüğümüzde ne değişiyor, bakalım.” “Bu hata senin tembel olduğunu değil, hangi noktada desteğe ihtiyacın olduğunu gösterebilir.” Bu yaklaşım çocuğun sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tam tersine, sorumluluğu taşıyabileceği bir yapıya dönüştürür. Çocuğun çaba göstermesi gerekir. Fakat yetişkinin görevi de çabanın neden sonuca dönüşmediğini anlayabilmektir. Hüküm vermek kolay, anlamak emek ister Belki öğretmen gerçekten çocuğun yapabileceğini görmüştür. Belki aile de onun potansiyelini çok iyi biliyordur. O hâlde cümleyi yarım bırakmayalım. “İstese yapar” demek yerine şunu soralım: “Yapabilmesi için hangi beceriye, hangi koşula veya hangi desteğe ihtiyacı var?” Çünkü potansiyel bir suçlama aracı değildir. Çocuğun her koşulda göstermek zorunda olduğu sabit bir performans da değildir. Potansiyel; doğru yöntem, uygun destek, güvenli ilişki ve düzenli çalışmayla görünür hâle gelen bir imkândır. “İstese yapar” bir açıklama değildir. Çoğu zaman, asıl soruyu daha soramadan kapatan bir hükümdür. Çocuğa verilebilecek en adil cümle ise belki de şudur: “Yapabildiğin anları gördüm. Şimdi yapamadığın anlarda ne olduğunu birlikte anlayalım.” --- Serap Sabahoğlu Beyin Antrenörü & Hızlı Okuma Eğitmeni Evreka Danışmanlık Çocuğunuzun dikkat, çalışma belleği, işlem hızı veya okuma performansında benzer bir dalgalanma gözlemliyorsanız, onu etiketlemeden önce ihtiyaçlarını daha yakından incelemek için "ücretsiz ön görüşme oluşturabilirsiniz" (https://evrekadanismanlik.com.tr/randevu). Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Klinik değerlendirme, tanı veya tedavi yerine geçmez. Süreklilik gösteren ve çocuğun okul, aile ya da sosyal yaşamını etkileyen güçlüklerde çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında yetkili bir sağlık uzmanına başvurulmalıdır.
WhatsApp'tan Yaz Hemen Ara

Erişilebilirlik Araçları

Profil Modları
Sesli Okuma
Okuma Hızı 1.0x
Ses Tonu 1.0
Metin Ayarları
Boyut: 100%
Satır Yüksekliği 1.5
Harf Aralığı 0px
Metin Hizalama:
Yazı Tipi
Kontrast ve Renk
Arka Plan Rengi:
Görsel Vurgular
Okuma Yardımcıları
İmleç
Animasyon ve Görsel
Klavye Kontrolü